İslami Cinayetler ve Komplo Bilinci

Murat Yıldırımoğlu, 3 Haziran 2006

 

 

Son Danıştay cinayeti ile birlikte ortalık komplo kuramlarından geçilmiyor. İslami basın hemen her zaman yaptığı gibi cinayetin dinsel motiflerle işlendiğine inanmadığını belirtti. Onlara göre bu cinayet Türkiye’deki Müslüman’lara yıkılmak istenen ve hükümeti güç duruma sokmak isteyen bir komplodan ibaretti.

 

Her olayda olduğu gibi bu olay için de failleri bulmak için “Kime yarar?” analizi yapıldı. Bu analizi yapanlara göre bir olay kime yarıyorsa olaya da o neden olmuştur.

 

Halbuki bilimin temellerinden birisi “Aynı anda olan iki olay arasında ille de neden-sonuç ilişkisi olmak zorunda değildir.” şeklinde özetlenebilir. Örneğin, son karikatür krizinden sonra Ortadoğudaki birçok firma Danimarka’yı boykot etmek için siparişlerini Ülker’e kaydırdı. Şimdi bu krizden Ülker mi sorumludur? Uzakdoğu’da SARS virüsü çıktığında çok sayıda sipariş Türk firmalarına kaydırıldı. SARS’a bu firmalar mı neden oldu? Deli Dana salgını çıktığında tavuk üreticileri bayram ettiler. Deli dana salgınını tavukcular mı çıkarttı? Kuş gribi salgınında da kırmızı et üreticileri bayram ettiler. Kuş gribini o adamlar mı çıkarttı? İkinci Dünya Savaşı boyunca Türkiye Almanya’ya normal fiyatların çok üzerinde krom satarak iyi kazançlar elde etti. Şimdi İkinci Dünya Savaşını Türkiye mi çıkarttı diyeceğiz. Hürriyet’te 5 Ağustos 2006’da çıkan bir haber İsrail’in Lübnan’a saldırması nedeniyle Arap turistlerin Türkiye’yi tercih ettiğini anlatıyordu. Bu habere göre savaş nedeniyle Türkiye fazladan 1.5 milyar Dolar kazanacak. Şimdi İsrail’i biz mi kışkırtmış oluyoruz? Örnekler çoğaltılabilir. Tüm örnekler “Kime yarar” analizinin aptalca olduğunu gösterir. Yahudi düşmanlığı için “Aptalların sosyalizmi” denir. Kime yarar analizini de “Aptalların bilimsel yaklaşımı” olarak niteleyebiliriz.

 

Peki, Danıştay cinayeti nasıl yorumlanacak?

 

Öncelikle bu cinayet türünün ilk örneği değil. Ne yazık ki son örneği de olmayacak gibi görünüyor.

 

Danıştay cinayeti kendisinden önce gelen iki suikastın karbon kopyası gibi. Bu iki suikastın ilki tarihe “Malatya Suikasti” diye geçen Hüseyin Üzmez adındaki fanatik bir dincinin Ahmet Emin Yalman’ı 6 kurşunla vurmasıydı. Neyse ki Ahmet Emin Yalman ölmedi. İkincisi ise Mehmet Ali Ağca’nın Abdi İpekçi’yi vurmasıydı. İpekçi o kadar şanslı değildi, öldü.

 

Her üç suikastte benzer birçok nokta var.

 

1)      Her üç suikastte de failler yakalandı.

2)      Her üç suikastte de failler Doğu Anadolu kökenli ve yoksul kişilerdi. Hüseyin Üzmez ve Mehmet Ali Ağca Malatya’lı, Danıştay cinayeti faili ise Siirt’li

3)      Her üç suikastte de failler suikastler öncesinde çeşitli basın yayın organlarında çıkan yazılardan yoğun bir şekilde etkilenmişlerdi.

4)      Her üç suikastte de failler ısrarla tek başlarına oldularını iddia ettiler.

5)      Her üç suikastte de failler işlerini inkar etmediler. Hep kabul ettiler.

 

Hüseyin Üzmez “Malatya Suikasti” adlı kitabında eyleminin nedenlerini bakın nasıl açıklıyor:

Bazı kendini bilmezler, “Fikir Özgürlüğünü”, “Küfür Özgürlüğüne çevirmişlerdi. İrtica diyor, Şeriat diyor durmadan Din’e saldırıyorlardı. Bunların başında da Ahmet Emin Yalman geliyordu...Necip Fazıl Kısakürek üstadımız, Büyük Doğu Gazetesinde Yalman aleyhinde bir kampanya başlatmıştı. Onun yaptıklarını halka anlatıyor, halktan gelen tepkileri de gazetede yayımlıyordu... Üstadın bu nefret seli hakkındaki değişmeyen takdimi de şöyleydi: Vatan satıcısı, dönme Ahmet Emin Yalman’a karşı artık romanlaşmaya başlayan milli infiali tefrikaya devam ediyoruz. Diyordu.

Necip Fazıl’ın Ahmet Emin Yalman için sarfettiği şu sözlere bir bakın: “Dönme, Türk ırkının içinde frengi mikrobundan daha hain bir suikast metodunun sahibidir.... Sen İslam ve İman Davasının baş düşmanı, baş suikastçi, baş haini bir alçaksın, “Alçak” sıfatına yükseklik verecek kadar alçaksın; ve bu davaya karşı küfür ve delalet safının serdümenisin.... Ey cihanın baş çıfıtı, çıfıtların çıfıtı!. Allah’ın Kuranında Belhum Adal diye tarif ettiği, hayvanlardan ve necasetten adi, insanlık yüz karası Ahmet Emin Yaman! ...Sen bizzat bir dönmenin bana dediği gibi “Başı hiçbir vincin kaldıramayacağı kadar boynuzla dolu” meşhur ve müseccel bir deyyussun.”

 

Necip Fazıl tehdit de eder: Günü gelip de mütemadiyen bu milletin hıncını tahrik eden, ızdırapları tuğyan halini alınca bu baylar, her fare deliğini kaç paraya satın alacaklarını şimdiden düşünsünler ve beklesinler!

 

Hüseyin Üzmez bu yazıların sonucundaki ruh halini şöyle anlatıyor: Herkes kızıyor, herkes lanetliyor, herkes nefret ediyor, yine de kimse Yalman’a bir şey yapamıyordu. Bu hal bizi inancımızdan şüpheye düşürmüştü. Bir tarafta 30 milyon Müslüman, öbür tarafta onlara mütemadiyen küfreden bir dönme. Kimse de çıkıp (Üstadın deyimiyle) “Kalemini O’nun münasip bir yerine” sokamıyor. İşte bu bizi çıldırtıyordu....Sonradan öğrendik ki üstad Necip Fazıl da aynı duygulara kapılmış. Bir gün Serdengeçti Osman Yüksel ağabeyimin yazıhabesine gitmiş “Yahu Osman” demiş. “Bu millet ölmüş. Aylardır yazıp çiziyoruz. Bir babayiğit çıkıp da şu herife bir mantar tabancası dahi patlatmıyor!” Bu sözlerden bir hafta sonra ben silahı Yalmana’a boşaltmışım.”

 

Hüseyin Üzmez’in Necip Fazıl’dan alıntıladığı bir başka söz de şöyle: Bir fikrin büyüklüğü o fikrin toprak üzerine döktüğü kan lekelerinin büyüklüğü ile ölçülür.

 

Hüseyin Üzmez tüm bu ve benzeri yazılardan sonraki ruh halini şöyle anlatıyor: Çok taşkındım. Bir türlü kabıma sığamıyordum. Tarikat meclislerine, dernek toplantılarına, arkadaş sohbetlerine, kavgalara, döğüşlere katılıyor, kendimi dünyadaki bütün kötülükleri yok etmeye memur ve mecbur sayıyordum....İnançlısın, korkusuzsun, fakirsin, “sistem”e karşı kinle dolusun, istikbalden ümidin yok, “hareket halinde heyecansın”, yerinde duramıyor, kabına sığamıyorsun. Üstelik de bir gizli teşkilatın mensubusun. Büyük Doğu’ların Yalman aleyhinde yazdıklarının hepsini okuyorsun. Gün geçtikçe için daha fazla kin ve nefretle doluyor. Onu “sistemin mümessili” gibi görmeye başlıyorsun. Adamı dünyadaki bütün kötülüklerin ve felaketlerin baş sebebi sayıyorsun. İktidara sırtını dayıyor. Mukadessatına durmadan sövüyor. Daha nasıl tahammül edebilirsin. Haydi sen ol da vurma.

 

Anımsarsanız Danıştay faili de Cami yaptırma gösterilerinde, türbanı destekleme gösterilerinde her zaman en ön saflardaydı. 

 

Mehmet Ali Ağca da Abdi İpekçi’yi hain bir dönme olduğu iddiasıyla vurmuştu. Bu iddiasından hiç vaz geçmedi. Abdi İpekçi ile Uğur Mumcu cinayetlerini aynı kefeye koyanlara karşı “İyi bir gazeteci ile bir dönmeyi nasıl olur da aynı şekilde değerlendirirsiniz” diyordu. 

 

Hüzeyin Üzmez’in evinde yapılan aramalarda bol miktarda Büyük Doğu dergisi ve Necip Fazıl’ın kitapları bulunur. Aynen Danıştay cinayetinin failinin arabasında Vakit gazetelerinin bulunuşu gibi. İslamcı basın arabadaki Vakit gazetelerini komplonun bir parçası olarak açıklıyor ve fail yakalanmasaydı suçun İslamcılara yıkılacağını iddia ediyorlar. İyi de halen onların üzerine yıkılabilir. Hüzeyin Üzmez olayında da Üzmez’in evinde dergiler ve kitaplar bulundu. Üzmez onları saklamaya bile kalkmamıştı. O doğruları bilen ve doğru eylemleri yapan bir Anadolu delikanlısıydı. Saklayacak bir şeyi yoktu. Saklamak delikanlılığa sığmazdı. Ayrıca Üzmez herşeyi çok fazla düşünüp plan yapan birisi değildi. Ateşli birisiydi ve olayı yaparken ölmeyi de göze almıştı. Aynen Danıştay cinayetinin faili gibi.

 

Danıştay cinayetini işleyen Alpaslan Arslan’ın yakalanarak komployu açık ettiği iddia ediliyor. Herşey onun yakalanmaması üzerine kuruluymuş. Bu nasıl mümkün olabilir ki? Elinde tabanca ile Danıştay’a dalan birisi yakalanmayı, hatta öldürülmeyi göze almıştır. Yakalanmaması mümkün değildir.

 

Toparlarsak

1)      Vakit Gazetesi örneğinde olduğu gibi kışkırtıcı yayınlar yoksul, doğu kökenli genç insanlar üzerinde etkili olmaktadır. Bu kışkırtıcı yayınların basın-yayın özgürlüğü ile ilgisi yoktur. Bu yayınları yapanların yola geleceğini ummak da saf dillik olur. Örneğin, Necip Fazıl Malatya suikasti nedeniyle tutuklanmış ama çizgisi değişmemiştir. Öyle ki 1969 yılında Irak’ta binlerce komünistin yönetimce katledilmesini övmüş ve aynı şeyi Türkiye’de de yapmanın gerekli olduğunu iddia edebilmiştir.

2)      Olayların arkasında çok daha karmaşık komplolar olduğunu iddia etmek yanlıştır. Olaylar çoğu zaman göründüğü gibidir. Failler birilerini ve en çok da kendilerini kışkırtanları korumak için yalan söyleyip herşeyi baştan sonra kendilerinin planlayıp uyguladıklarını söyleyebilirler. Ama bu sözde bir doğru vardır: Suikastleri onlar gerçekleştirmişlerdir. Hiçbiri bu kısmı inkar etmez. Ağca örneğinde olduğu on yıllarca sonra bile suikastin nedenini açık bir şekilde dile getirirler.

3)      Failler hiç de olayları ince ince düşünüp planlamazlar. Failllerin evlerinde, arabalarında bulunan delillerin arkasında bir şey aramak yanlıştır. Bulunan şeyler gerçektir ve oralarda bulunmasının ayrı bir nedeni yoktur.

4)      Olaylardan hemen sonra failler dinci fanatikler olduğu halde hep tam karşı kanat suçlanmış ve olayların hep İslam’a karşı provokasyon olduğu iddia edilmiştir.

5)      İslamcı kanat hemen her seferinde sorumluluğu tam ters yöndekilere yıkmaya çalışmıştır. Bakın Üzmez bu konuda neler diyor:

Vuralım mı, vurmayalım mı?... Tartışması hiç açılmadı. Sadece nasıl vurulması gerektiğini tartışıyorduk. ..Olaydan birkaç gün önce, o zamanın en önemli, ciddi ve İslami dergilerinden birisinin sahibi ve başyazarı, büyük bir alim Malatya’ya gelmişti. ...Bizzat ben kendisine sordum:

-         Kusura bakma Hocam dedim, ben öyle ilmi ıstılahlardan anlamam.. Biz Ahmet Emin Yalman’ı öldürmek istiyoruz. Öldürelim mi, öldürmeyelim mi? Öldürürsek dini açıdan, Allah katında sorumlu olurmuyuz? Sizden bu hususlarda berrak ve net cevaplar istiyoruz.

Hoca bizden daha hararetliydi.

-         Öldürülmesi yalnzı caiz değil, elzemdir dedi.

Bununla da kalmadı. Üstelik vuracak olanın geçmişlerinin mezarına nurlar yağacağını söyledi.

... İşte bu zat olay patlak verdikten sonra aleyhimize ilk dönen insan oldu. ...Hakkımızda en ağır yazıyı o yazdı. Bizi komünistlikle itham etti. Güya İslam’ı zor duruma düşürmek için onlar tarafından tutulan ajanlarmışız.

 

Bir başka ters suçlama: Sonradan öğrendim ki bizim pehlivan Osman Kaymak da o saatlerde oralardaymış. Bizim yaptığımızı hemen anlamış... O da bir laf tamış ortaya:

CHP’liler yapmış CHP’liler... Çünkü vurulan Demokrat Parti’yi tutuyormuş. Buraya da Menderesle birlikte gelmiş.

 

6) Eylem İslamcı tarafta her zaman onay bulmuştur: Üzmez ilk öldürme fetvasını Malatya müftüsünden aldıklarını söylüyor. Bir başkası Malatya’nın Yusuf Babası olay üzerine ne diyor: Allah vurana yardım etsin! Ecdadını nur içinde yatırsın! Her iki cihanda dergah’ı izzetinden uzak tutmasın. Zamanın ileri gelen aktivistlerinden  yardımda bulunuyor. Necip Fazıl henüz olay kendisiyle ilişkilendirilmeden önce bir röportajında şöyle diyor: “Malatya’da Ahmet Emin Yalman’ın vurulmasını üzüntüden çok uzak bir alakayla okudum. Kanun köprüsünden önüne geçilmez akıncılarımıza yol vereceğimiz günler yakındır.” Politikacı Osman Bölükbaşı şöyle der: “Malatya Hadisesini yapan çocuklar Konya’nın taşı toprağı kadar Türk ve Müslümanlardır”. Bediüzzaman Saidi Nursi’nin en yakın talebesi Zübeyr Gündüzalp hapishanede onları ziyarete gelir ve şöyle der: Hazreti üstadın selamları var. Kardaşlarım hiç üzülmesinler. Oralar Medrese’i Yusufiye’dir. Gerektiğinde biz de düşeriz. Gazaları mübarek olsun. Ben kendilerini akşam, sabah dualarıma dahil ediyorum. Nurcular Hüzeyin Üzmez’e ve annesine düzenli olarak para gönderirler. Süleymancıların lideri Süleyman Hilmi Tunahan da müridi Öfekli Ahmet Efendi adındaki bir hoca hapishanede Hüseyin Üzmez’i sürekli ziyaret eder ve ona para ile yiyecek getirir. Müridinin deyişiyle Tunahan şöyle dermiş “Hüseyinimi ihmal etmeyin” Üzmez hapishaneden tahliye oluşunu şöyle anlatıyor: Yüzlerce üniversite talabesi gençler. Ellerinde çiçeklerle beni karşıladılar.” Bu durum daha sonraki zamanlarda da devam eder:  “Her gittiğim yerde bir kahraman gibi karşılanacak, bol bol övülecek, alkışlanacaktım...Her gitiğimiz yerde mücahit diye karşılanıyorduk. Hüseyin Üzmez olaydan 27 yıl sonra Sağlık Bakanı Mehmet Aydın’ın özel müşaviri olur.